Fındık Çocuk

Bir zamanlar çocuğu olmayan bir çift varmış. Her gün, bir fındık büyüklüğünde bile olsa bir çocukları olması için Allah’a dua ederlermiş. En sonunda, Allah dualarını işitmiş ve onlara fındık büyüklüğünde bir çocuk göndermiş.

Anne ve babası, bu küçük çocuklarına çok bağlanmışlar, ona iyi bakmışlar ve özenle büyütmüşler. Küçük oğulları zeki ve akıllıymış, komşuları onun söylediği ve yaptığı akıllıca şeyler karşısında hayretler içindeymiş. Fındık Çocuk on beş yaşına geldiğinde bir gün annesinin yanındaki masada bir yumurta kabuğunun içinde otururken, annesi ona dönüp sormuş:

– “Artık on beş yaşındasın, ne olmak istiyorsun?”

“Bir haberci,” diye cevaplamış Fındık Çocuk.

Sonra annesi kahkaha atmış ve “Ne! Sen haberci mi olacaksın! Senin küçük ayakların bir dakikada kat edebileceği mesafeyi bir saatte alır!” demiş.

Fındık Çocuk şöyle cevap vermiş: “Yine de ben bir haberci olmayı düşünüyorum! Bana bir mesaj verin, en kısa sürede geri döneceğimi göreceksiniz.”

Bunun üzerine annesi, “Peki, komşu köydeki teyzenin yanına git ve bana bir tarak getir,” demiş. Fındık Çocuk hızla yumurta kabuğundan fırlamış ve sokağa koşmuş. Yolda bir adamın at üzerinde köye gitmek üzere olduğunu görmüş.

Atın bacağına tırmanmış, eyerin altına oturmuş ve atı çimdiklemeye başlamış. At fırlamış, şaha kalkmış ve sahibinin durdurmaya çalışmasına rağmen hızla yola koyulmuş.

Köye vardıklarında Fındık Çocuk atı çimdiklemeyi bırakmış ve yorgun at yavaşça yoluna devam etmiş. Fındık Çocuk atın bacağından aşağıya sürünmüş; sonra teyzesinin yanına koşup ondan bir tarak istemiş.

Eve dönerken başka bir biniciyle karşılaşmış ve dönüş yolculuğunu da aynı şekilde yapmış.

Teyzesinden aldığı tarakla eve döndüğünde annesi çok şaşırmış ve “Peki ama bu kadar çabuk geri dönmeyi nasıl başardın?” diye sormuş.

“Ah! anne,” diye yanıtlamış, “görüyorsunuz, haberciliğin benim mesleğim olduğunu söylediğimde haklıymışım.”

Babasının da sık sık otlatmak için tarlalara çıkardığı bir atı varmış. Bir gün Fındık Çocuğu da yanına almış. Öğle vakti baba küçük oğluna dönerek şöyle demiş: “Burada kal ve ata bak. Eve gidip yakında döneceğim.”

Babası gittikten sonra bir soyguncu oradan geçmiş ve kimse bakmadan atın otladığını görmüş, tabii ki çimenlerin arasına saklanmış Fındık Çocuğu görememiş. Bunun üzerine ata binip uzaklaşmış. Ancak Fındık Çocuk, atın kuyruğuna tırmanıp sırtını ısırmaya başlayınca, at o kadar öfkelenmiş ki, hırsızın hangi yöne gitmeye çalıştığına hiç dikkat etmemiş. İçeri girdim ama dörtnala doğruca eve gittim. Baba, bir yabancının atına bindiğini görünce çok şaşırmış ama Fındık Çocuk hızla aşağı inip olup biteni ona anlatmış ve babası, soyguncuyu hemen tutuklayıp hapse attırmış.

Fındık Çocuk yirmi yaşına geldiğinde bir sonbaharda anne ve babasına şöyle demiş: “Elveda sevgili babam ve annem. Dünyaya açılacağım ve zengin olur olmaz evime, yanınıza döneceğim.”

Ailesi, küçük adamın sözlerine gülmüş ama ona inanmamışlar. Akşam olduğunda Fındık Çocuk, leyleklerin yuva yaptığı çatıya sürünerek çıkmış. Leylekler derin bir uykudaymış; o da baba leyleğin sırtına tırmanmış, kanatlarından birinin eklemine ipek bir ip bağlamış, sonra yumuşak tüylü tüylerinin arasına girmiş ve uyumuş.

Ertesi sabah kış yaklaştığı için leylekler güneye doğru uçmuş. Fındık Çocuk leyleğin sırtında havada uçmuş, dinlenmek istediğinde ipek kordonunu kuşun diğer kanadının eklem yerine bağlayarak daha fazla uçmasını engellemiş. Böylece leyleklerin kışı geçirmek için barındığı uzak bir ülkeye ulaşmış. Fındık Çocuğu gören halk çok şaşırmış ve onu leylek ile birlikte ülkenin kralına götürmüşler. Kral küçük çocuktan çok hoşlanmış ve onu her zaman yanında tutmuş. Kısa sürede küçük adamdan o kadar hoşlanmış ki ona kendisinin dört katı büyüklüğünde bir elmas vermiş.

Fındık Çocuk, elması bir kurdele ile leyleğin boynunun altına sıkıca tutturmuş, diğer leyleklerin kuzeye doğru uçmaya hazırlandıklarını görünce leyleğin kanatlarındaki ipek kordonu çözmüş ve giderek uzaklaşmışlar. her dakika evde. Sonunda Fındık Çocuk doğduğu köye gelmiş; sonra leyleğin boynundaki kurdeleyi çözmüş ve elmas yere düşmüş; önce onu kum ve taşlarla kaplamış ve sonra hazineyi eve taşıyabilmeleri için anne ve babasını almaya koşmuş, çünkü kendisi büyük elması kaldıramayacaktı.

Böylece Fındık Çocuk ve anne babası bundan sonra ölene kadar mutluluk ve refah içinde yaşamışlar.

Hakan METİN

2011 yılından bügüne dijital dünya'da projeler üretiyor, bir çok markaya yazılım desteği sağlıyorum. İçerik üretmek ve kendini farklı alanlarda da geliştirmek adına masal kedisi üzerinde içerikler üreterek desteklerinizi bekliyorum.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu